31 Aralık 2015 Perşembe

Milat

Yenilerde kaldı geçmişim diyerek söyleniyordu bay Dora. Eski dahi eskimemişti. Eski eskimediği gibi geçmiş te, geçmekle geçmemişti tam olarak. Zaman ilerledikçe geride bir şeyler bırakıyordu. Her geçen gün ait olduğu yeri arıyordu. Aidiyet duyguları oturmamıştı henüz. Ait olduğu tek şey kendi bütünlüğüydü. Bütünlüğünü korumak için hareketli olmak zorundaydı. Yeryüzüne dahi henüz Yer alışamamıştı. Tabiri caizse yerli yerince herşey yersizdi. Henüz yerli malı yoktu kimsenin. Korku hükümdardı yerli topraklarda. Yerli yersiz yaşayanlar hep bir mücadele içerisindeydi. Kötülük ile iyilik hüküm sürüyordu iki ile dört arasında. Eniyisi, kendine iyilik etmekti. Bütün diller lal olmuştu birbirlerine karşı. Henüz dil dillenmemişti yeryüzünde. Tek dil dilegelmişti bütün dünyada.
Derken bir esinti geldi geldiği yerden. Kırılsa bir dal ait olduğu yerden seriverirdi tozlarını etrafa. Topu topu kaç kişiydiler ki. Milattan önce bilmem kaç asır önceydi. Geçmişin tozunu alalım hep beraber. Beraberce gezelim ilklerde. 
    Sahipsiz yıllar hüküm sürmekteydi sahipsiz diyarlarda. Hükümlü yok. Vekil yok. Herkesin, geçmişiyle hükümsüz olduğu yıllarda yaşayalım. Kimse kimseye hükmetmediği zamanlarda yaşayalım haydi. Birkaç kişi yırtıcı hayvanlardan kaçarak saklanmaktaydı dünyaya kapalı bir mekanda. Mekanı mesken tutmuşlardı. En azından bir kaç gün doyasıya yaşayabilirlerdi. Daha tam olarak tanımlayamadıklarını tanımsız bırakmaktaydılar. Nesiller boyu sadece seslerle ifade edeceklerdi canlıları. Canlılardan kaçarak cansızlara nasıl sığınacaklarını anlatacaklardı. Kendilerini en sıcak ve en güvenli hissettikleri mekanı, bir ateş kümesinin etrafı bilmişlerdi. Birbirlerine güven tamdı. Kimse kimseyi tanımıyordu.
Bir gün daha fazla hayat bulmak için tanınmayanlara sırt vereceklerdi. Bir olmak için bir olmaları gerekiyordu. Dışarıda açlar çoktu. Evsiz yurtsuz diyarlardı. Göklere ulaşmak istemedikleri uzun yıllar yaşamaktaydılar. Gençlik asırlarca yaşanıyordu. Bay Dora'da 600 yıl genç kalmıştı. Yok etmek insan dışındak canlılar için geçerliydi. Ama bu karşılıklıydı bazen. Sıra pek değişmese de sabit de kalmıyordu. İnsanlarda insan dışındaki canlıları yok etmekteydi. Zaman ve mekan sabit oldukça tehlikeli düşünceler boy ölçüşmeye başlamıştı. Tehlikenin boyutu kişi sayısı ile doğru orantılı olarak artmaktaydı. Sevgi muhtaçlık hale gelmişti gün geçtükçe. Muhtaçlıkta muhabbete lezzet katmıyordu. Artış, fikirlerin kabulsüzlüğüne yol açmaktaydı. Yollar bir bir ayrı düşmekteydi aralarında. Yolların başlangıcı doğru olsa da bitişi yanlış bitiyordu genellikle. Yolda bulunanlar eskimekteydi zamanla. Zaman tüketmekteydi insanlığı. 
İnsan sayısı attıkça çeşitlilikte ortaya çıkmaktaydı. Çeşit çeşit fikirler ses vermekteydi sessizce.  Katlanmak zorlamaya başlamıştı zorluklara karşı. Katlanılmayacak kişiler kişiliksiz kalıyordu bay Dora'ya göre. Önce yanı başındaki ağacı kesmekle başladılar işe. İlk olarak etraflarını temizlemeye başladılar. İlkler yaşanıyordu ilk olarak. Köşedeki pınarın akışına yön vermeye başladılar. Geleceğe doğru zaman hızlı aktıkça pınarlar kurumaktaydı. Su çatlağını bulamamıştı tam olarak. 
Artık küçük yaşama fikri daha cazip gelmekteydi. Herkes birbirinden kaçmaya çalışıyordu. Tanınmak azığını paylaşmak demekti. Ekmeğin, emeğe kardeş olduğu yıllardı. Modern kelimesi lügata yerleşmemişti henüz. Mesela, Modern zamanların isimlerini duyamayacaktı asırlarca yaşayan bay Dora. Gelecek günlerin güzellik getireceği kanısına kapılanlar anlayamacaklardı ömre bedel yıllarda.

Bay Dora, asırlarca sonra yaşlanmaktaydı. Azlık, çokluğa yenik düşmeye başlamıştı. Herkes kendi ölçütüne göre yaşamaya başlamıştı. Öyle eskisi gibi tek dil ile anlaşılmıyordu. İlk olarak anlaşılmamak için yeni diller türetilmeye başlanmıştı. Bir an herkes anlaşılmaz olmaya başlamıştı birbirine karşı. Bay Dora'nın hayretli bakışı yüzüne yansımıştı. En kötüsü de anlaşılıyorken anlaşılmaz hale gelmekti. Daha önce sessizlik hakim sürerken, şimdi ses hüküm vermekteydi mekana. Tuhaf sesler kulakları tırmalıyordu artık.

Diller çoğaldıkça topluluklarda artmaktaydı. Artık eskisi gibi bağlayıcı sebepleri yoktu birbirlerine karşı. Kişisel ihtiraslar bir anda toplumsal kargaşaya dönüşebilmekteydi.  İlkin münakaşa edilirdi aralarında, zaman yıllandıkça ikişer üçer kavgalara dönüşmeye başlamıştı. Yine geleceğe esir düşen zaman hızlandıkça savaşlar başladı. Küçük küçük savaşlar. Daha önce hayvanları öldüren aletler ile insan öldürüyorlardı. İlk defa evrensel kurallar deliniyordu. Bu ilkler, daha nice ilklere ilk olmuştu aniden.

"Öyle eskisi gibi ihtiyacen değildi hayvan boğazlamak, şimdi adına eğlence dedikleri keyf ile talan ediyorlardı varlıkları" diye düşündü Bay Dora sessizce. Sessizliğe hüküm vermeye karar verdi aniden. Asırlarca savaşlar sürmeye başladı. Savaşların devamlılığı için yeniler gelmekteydi hızlıca. Fikirler artık yok etmek üzerine oluşmaya başlamıştı. Artık tek düşman, insan olmuştu insanlar arasında. Derken daha fazla varlığı yok etmek için çabaladılar. Ve hızlı bir şekilde de yokluğa mahkum ettiler gelecek nesilleri.

Bay Dora, düşündü kendince neler bıraktık geleceğe diye. Geleceği, yokluğa mahkum ederek nasıl gidebiliriz dedi kendine. Yeşilleri toprak rengine bürümüşlerdi. Artık korku salmaya başlamışlardı farklı diller kendilerince. Kısmen başarılı da olmuşlardı. Onlarca tek dil diğer dilleri kesmek için çırpınıyorlardı. Geleceğe parçalanmış diller bırakacaklardı. Hemde anlaşılmaz diller. Bay Dora'da anlaşılmadığını zaten anlıyordu. Bizi nasıl hatırlarlar diye kara odunu eline aldı ve düşünce dünyasındakilerini iç mekana karalamaya başladı.

Önce on çubuk adam çizdi çıkıntılı mağara duvarına. Yanına dinoları ve kuşları çizdi. Yukarıya hilali ve güneşi çizdi. Bitişiğine  de karanlık gecelerde yol gösteren yıldızları çizdi. Sonra yukarıdan aşağı çağıldayan yüksekçe bir şelale çizdi. Etrafına da büyük bir dünya çizdi. Kendileri hariç her tarafı ağaca bürümüştü. Yandaki sahneye bu defa ağacı, dinoyu ve çiçeği eksik çizdi. Yok etmişlerdi yeni gelenler. Bunu ifade etmeye çalıştı. Ve anlaşılmıştı da gelecek nesiller tarafından. Acaba yaşandıklarını kimse bilecekmiydi gelecekler tarafından. Ve derken zamana yenik düştü bay Dora. Merak etmiyor da değildi geleceği.

Onu da biz anlatalım bay Dora'ya. Milattan öncesi antik olacaktı ahirdekiler için. Ahir hep daha hüzünlüdür başlangıçlara göre. Başlamamış yıllar göreceklerdi Millattan sonrasındakiler. Öncesi yaşanmamış varsayılacak kimine göre. Uzun yıllar yaşamış varsayılan yıllar, yaşanmamış olarak görülecekti sıfırdan sonrakilere göre. Sıfırı doğum kabul edeceklerdi sonrakiler. Öncesini hep sonraya atıyorlar şimdi. Antik diyorlar şimdi. Anıları anlatmıyor kimse. Evet siz Herşeyi yok ettiniz. Bir şeyler bırakmadınız geleceğe. Mesela dinolar yok artık. Dindi bütün canlılar cansızlaşarak. Yokluğa alıştırdılar bizi mesela. Meseleleri mesele haline getirmeyi öğrendik mesela. Kavgaları yüzyıllara yaydık mesela. Ömürler kısaldı yokluğu gördükçe. Sıfırdan öncesini sevemedik bi türlü. Mesela biz sıfırı başlangıç kabul eyledik. Önceki yılları azaltarak tükettik, sonrasını ise arttırarak tükettik. Tükettikçe daha çok tükettik mesela. Sizlerin bebek kaldığı yıllarda bizler yaşlanmıştık artık. Ömür dediğin süreye sizler yeni adım atarken bizler çoktan ölmüştük. Ve bunun için sizi suçlayacak zaman dahi bulamamıştık. Oysa ilk kavgayı siz başlattınız. Asırlarca yeni diller oluşturarak birbirimize yabancı düştük. Her düştüğümüzde düş kırıklığı yaşadık. Hayallerimizi ilk sizin için satmıştık ama farkında değildik. Sizler ağaçları bir bir yok ederek bizlerin hayatlarını kısalttınız mesela. Canlıları yok ederek bizleri hep aynı lezzetlere mahkum eylediniz. Tutsak kaldık tutkulara. Ona rağmen tutunamadık yeryüzünde. Göğü en güvenli yer bildik kendimizce. Yerlerde duramaz olduk benliğimizce. İnsanlardan kaçtık aşağılarda. Yükselmek hep yükselmek istedik. Mesela siz defalarca aynı tohumu kullanırken biz tek sefer kullanabiliyoruz. Tekliklere sığındı besinlerimiz. Beslenemedik doyasıya. Az ye dedik evlatlarımıza. Bunlar zararlı dedik mesela ama yemek de zorundasın dedik.

Derken  Hayallerimizi tükettik zamanla. Adımlarımızı sınırladık. Gücümüzü hep yok etme üzerine harcadık, var olmak için. Bunlar yokluğa alışmışlardı. Yokluk ile varlık yarış içerisindeydi hep. Mesela şimdi, galibiyetler  yeni mağlubiyetlere kapı aralamakta.

Bunun yanı sıra iyileştirmek isteyenlerde var. Herşeye güzel bakanlar. Güzele değer verenler. Değeri değersizleştirmeyenler var mesela. Kötüler kötülüğü tanımlayamayacak hale geldi mesela. Sadece iyiler iyileştirmeye çalışıyorlar. Zıtlıklar da yaşayabiliyordu mesela insanlık. Bugün iyiler sayesinde nefes alabilmekteyiz bay Dora...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder