31 Aralık 2015 Perşembe

Gökkuşağı..

      Güneşin doğuşuna şahitlik etmekteydi kamer yıldızları. Engel olmaktan çıkıyordu bir ay parçası. Parçalanmış yüreğiyle. Örtmekteydi dünya'nın kirini, kirlenmişlerden. Herşey suspus olmuşken, bir daha can veriliyordu cansız yatanlara. Bir gündoğdu göğsünü siper etmekteydi, göğe doğru bakarak. Kamer, canın, canlarda canlanmamış halini özleyecekti gün boyunca. Nihayet gün doğmuştu dünkü günün sonunda. Güneş fedakarlığa yeni başlamıştı. Zaten hergeçen gün canından bir can koparmaktaydı canlar aydınlansın diye. Hergün, güneşin doğuşuyla ölmekteydi yıldızlar. Tutkun hale gelmişti ölüm ile yaşam. Zaten yaşam zıtlıklarla yaşanmaktaydı dünya'da. Biri doğarken diğeri batıyordu dünyalıklar için. Tıpkı gelenler ve gidenler gibi. Adeta arafta yaşamaktaydı yaşayanlar. Bir ışık, uzaklar için kopmuştu anayurdu olan güneşinden. Ana yerinden ayrılırken hüzün doluydu kalbi. Ayrılıkları sevmiyordu ayrılırken. Ayrı düşmek acı vermekteydi sol yanına. Yolu çok uzundu. Ama her ayrılığın bir vuslata çıkacağını bilmiyor da  değildi. ilkin ıraklardan seyretmekteydi dünyayı. Ne kadar da küçüktü büyükler. Onlara doğru yaklaştıkça sevmekteydi ayrılıkları. Bir atayurda gittiğinin farkındaydı. Yolları katederken adeta küçüklerin de büyüklenebildiklerini görebilmekteydi. En çok da onlar zarar vermekteydi yeryüzüne. 
     Yaklaşıyordu dünyaya bir sevda için. Sımsıcak kalbiyle ısıtacaktı ısınacak olanlara. Belki de gönül verecekti bir gönle. İlkin mahlukatlara kalbi tutuldu. Zararsızdı onlar. Zararlarına katlanmak bir sevda olacaktı belkide. Bir yaprak, en çok da o'na muhtaçtı. Muhtaçlığın mahcubiyetini gizleyerek en çok onu sevmek istedi. Hemen yanıbaşında bekleyen bir günlük ömrü olan kelebeğe hüzünlendi. Bir gün daha bir kalabilmek için avuçlarını açmaktaydı yanıbaşındaki ateşböceği. Herşeyi yutan toprağa da haksızlık edemezdi. Toprak, kara sevda olabilirdi onun için. O, bütün sevinçleri ve hüzünleri aniden yutabilmekteydi. Güçlüydü hepsinden adeta. Kaçana acımayandı o.  Yere ve göğe can veren denize de sırt dönemezdi.  Büyük büyük insanları görünce daha da hüzünlendi. 
    Onlar büyüklük taslayanlardandı. Bahşedilenleri verenin, sanki bahşetmekle mecbur olduğunu düşünmekteydiler. Kimi merhametine kimi ise gazabına sığınmaktaydı. Ama Verenin merhameti çok büyüktü insanlara karşı. Zaman tanımıştı büyüklere ve küçüklere. Utançlarını gizlemek için koca koca örtüler hediye etmişti. Mesela karanlığı vermişti. Karanlık dahi korkar olmuştu kalbi kararmışlardan. Adeta karartılar gün yüzüne çıkmıştı nice yüzlerde. Sonra dikkatlice baktığında gözleri ışıl ışıl parlayan çocukları farketti. Nurlara bürünmüştü ay yüzleri. Onları da seveceğini hissetti. Evet sevmeliydi de.
     Bir parça ışık hangi birine abu hayat olacaktı ki. Derdini açmalıydı yeryüzüne inmeden. Kim vardı ki çevresinde. Herkesi aşağıda gördüğünü açıkça görebilmekteydi. Bir feryad-ı figan etti göklerde göğe karşı. Ağlamak istedi gözlerden ırak bir hayatta. Yaklaştıkça derdi de büyümüştü. Bir inilti duydu hüzünlü gözlerden. Efkarlanmıştı bulutlar bu çaresizliğe. Nihayetinde inci inci gözyaşları süzülüverdi mercan gözlerinden. 
   Işık süzülürken yere doğru, yağmurun göğsünü siper ettiğini farketti. Madem gidilecek tek yer yeryüzü ise katlanacaktı bu hüzne. Ama binlerce damla kapılarını açmıştı bu gönle. Gözyaşların kervansaraylarına aldanmamak üzere pencerelerden süzülüverdi dünyaya doğru. And içmişti aşağıdakilere el uzatacağına. Kalbi huzur dolu olduğunu hissetti. Bir, çoklara bürünmüştü misafirlikten sonra. Bir ayrılık hissetsede kalbinde, sevinci adeta ayna oldu yeryüzüne. Yedi renk saymıştı elinde.
    Yeşil, Sarı, Kahverengi, Kırmızı, Mavi, Turuncu ve Siyah.
 Madem tek, çoğa ulaşacaktı, hicran heyecana kavuşacaktı, olsun bu kadar da dert dedi kendi kendine.  O zaman sıra paylaşmaya gelmişti. 
    Yaprağın hüznünü yeşil ile örttü. Kelebeğe sarıyı hediye etmişti. toprağa kahverengini atmıştı, çiçeğin neşesini kırmızı ile arttırmıştı, denizin ışıltısını mavi ile seyredecekti, ateş böceğinin kandilini turuncu ile yakacaktı. Çocuklara ise, bütün renklerden azıcık ekleyerek bir azık hazırlamıştı. Geriye tek renk kalmıştı. 
   Matem-i renk olan Siyah. Büyüklük taslayanların yanında küçüklerde nasiplenmişti. Evet siyahı da insana fırlatmıştı. Yapışmıştı kalplerine. Hüzün eklemişti beraberindekilere. Bir çığlık duymuştu boşluktan. Hayat, içinde  siyahında bulunduğu gökkuşağı olmuştu adeta. Madem kavuşacağına kavuşmuştu ışık hüzmesi. Bir sevdadır yaşam diyerek kayboldu ufuklarda. Geriye bakmaksızın ve geriye dönmeksizin kayboldu.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder