Bugünü yaşayamadan geleceği sahiplenmemiz ne kadar mantıklıdır acaba. Bugün sahip olduklarımız bizi gelecekte ne kadar sahiplenecekler dersiniz. Bugüne razı olanlar geleceğe de razı olacaklarmı dersiniz. Bugün kollarımızın altında saklananlar günü gelirde ayağımız ilk kez kaydığında ne kadar bizi kollarında koruyacaktır acaba. Sahip olduklarımız bizi daha fazlasına çekiyorsa durup düşünmek gerekmezmi dersiniz.
Daha akşamını hesaplayamadığımız sabahın, geleceğini hesap etmemiz ne kadarda akıllıcadır acaba!. Verenin belli olduğu, alanın belli olmadığı bir hayatta aldığımı vermem deme lüksünü yaşamak ahmakların davranışı değilmidir sizce. Geleceği verenin belli olduğu bir hayatta, geleceğe muhtaç birinden geleceği beklemek akıllıcamıdır sizce.
Ama bu plansız yaşamak anlamına gelmez. Yağmur duasına çıkan köylülerden sadece birinin şemsiye alması duaya olan inancındandır. Bizde geleceğe inanmalıyız ama kesin kelimelerle süslememeliyiz. Bugüne inanıpta yarının da böyle gideceğine güvenmemeliyiz. Sevdiğimiz kişinin yüreğine inanmalıyız. Yüreğine inandığımız zaman o bize kalkan olur dünyaya karşı.
Modern kelimesi lügatımıza girdikçe çamura hapsedildiğimizin farkında değiliz sanki. Hatta o kadar kapılıyoruz ki akıntılara, nefes almakta zorlanıyoruz. Maceralar peşinde koşmak bize heyecan veriyor belkide. Fark edemez oldu insanlık, insanlığın daha fazlasını istedikçe ölüme sürüklendiğini.
İnsanlığına güvenmeyenler servetine güvendiler. Ayıbını bilmeyenler cebine güvendiler. Kalbine güvenmeyenler elindekilerine güvendiler. Kendilerine güvenmeyenler güzelliğine güvendiler. Ve bütün bu değerleri anlayamadan bir tanım yaptılar. Çevirdiler kıbleye yönünü ve kulağına birşeyler fısıldadılar. Zamanla bu fısıltı büyüdü ve engin denizlere sığmaz oldu. Attığı her adım yeryüzünde daha havalısını tarif edemez hale geldi insanlığın ayak izleriyle birlikte.
Sanki bir ses gürleyerek sesimizi bastırıyor. Çığlıklara sığınmış sesleri denizlerdeki taşların altına hapsetmek istiyor kimileri. Haykırışları suda boğmaya çalışanlar çıkıyor arada. Her gün uyandığımız sabahın bize ne getireceğini hesaplayamadan yarının güzel hayallerinde yaşıyoruz. Daha varlıklısını daha güzelini aramaya çalıştığımız her varlığın günü gelince varlıklarımız elimizden kaybolduğunda varlığımızı yine de kabul edermi dersiniz.
Yüzümüzdeki güzelliğimiz var olduğu sürece attığımız her adımın bizi birilerince var saydığına güveniriz. Ne de olsa var'ız.
Sarp dağlarda birikmiş karların çığa dönüşmesine en ürkek bir sesin dahi sebep olabileceğini hepimiz biliriz. Sabah güneşin kızıllığına hayran hayran baktığımız yerde yarında bakacağımızın garantisi varmıdır elimizde. Sabah en güzel hayalleri kurarken bir çivinin hayatımızı altına üstüne çevireceğini hesap edemez olduk. Siz siz olun açtığınız kucakta bir tek yüreğiniz olsun. Servetiniz kişiliğiniz olsun. Çünkü yüreği olmayanların çırptığı kanatların varlığı, çırptığı müddet yaşayacaktır. Ne kadar güzelde olsa biri çıkar kar beyazı güvercinin altın rengi kanatlarını yolar.
Değerlerini ve doğrularını yaşamak en güzelidir bu hayatta. Ama en kötüsüde doğruları yanlış yaşadığını bilmemekte gizlidir. Bunun ızdırabı olmaz. Yaşamaya hasret kaldığımız anıları ihtimallere hapsederiz. Yaşayamadıklarımızı verilen şans oyunlarına yığarız. Oysa şans oyunları kimseyi mutlu etmemiştir. Yine de pişmanlık duyarız oyun bitince. Ama yinede oynamak isteriz gelecekte.
Siz geleceğe mahkum olmayın çocuklar. Bugünü çok iyi yaşayın. Geleceğe tutsak olarak bugünlerinizi zindan eylemeyin çocuklar. Gelecek elbette sizin olacaktır. Geleceği sevin ama sahiplenmeyin. Geleceği sahibine bırakın. Çünkü ne kadar istemesenizde "gelecek" elbet bir gün gelecek. Geleceği birilerinden istemeyin çocuklar, geleceği Yaradandan isteyin. Çünkü birileri size geleceği vermez çocuklar, birileri ancak sizin geleceğinizi çalar..