4 Ocak 2016 Pazartesi

Kuyu


Yüksek dağların enginliğinde kanat çırpan kartalın sevincini hangi birimiz yasayabiliriz. Arkasına sığındığımız bir kaç kelimeyi hangi tepelerden aşağı savurduk acaba. Yâda nerelerde unuttuk da ardı sıra Fatihalar gönderiyoruz. Hangi turnanın yoluna har serdikde dönüşler olmuyor. Hangi gururun arkasına saklandıkda şöbeleyemiyoruz birbirimizi. Bugün bir çukur kazdım içerisine küçücük anları koydum. Üzerine hafif toprak serptim ama kapağını sıkı kapattım. Artık bu kuyudan ayağa kalkan olmaz. Belki asırlar sonrası kimi antik diye sergiye koyar. Belki arkasından Fatihalar dahi göndermeyeceğiz. Hatırlamamak için. Hatırlamaya değer bir hatıra dahi bırakmadık ellerimizde.
En güzelide rüyana dahi kıymet bulmadığının izlerini yok etmektir. Kendini kaybetmişler ile resim dahi çizemezsin. Ne mutluluğun nede hüznün resmini çizebilirsin. İçeride depremler olmuşsa bir kez durduramazsın  yıkıntıların oluşmasını. Sana kalan bitek enkazın yerine  fidanlar dikmek olacaktır. Yeryüzü nice vazgeçilmezler ile dolup taşmakta. Göğün gürültüsü yükselmekte ve bulutların hüznü artmakta. Yerin öfkesi kabarmakta. Denizler kabul etmemekte öfkenin eserini. Toprak dolup taşmak üzere.
Herkes hâkim tepelere koşmakta. İşte şurda Nuh’un gemisi el uzatıyor. Gururun engel oluyorsa koşmalarına, sürünmeyi deneyeceksin.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder